Simge
New member
Geleneksel karakterleri anlatırken sık yapılan hata, erkekleri “çözüm bulan”, kadınları ise “duygusal destek veren” kişiler olarak tek kalıba sokmaktır.
Oysa gerçek hayat böyle çalışmıyor.
Bir meddah hikâyesini bugün yeniden yazdığımızı düşünelim.
Bir erkek karakter olayın ortasında “Bunun bir planı olmalı” diyebilir. Harita çıkarır, borç hesabı yapar, kaçış yolu bulur. Tam anlamıyla çözüm odaklıdır.
Aynı hikâyedeki kadın karakter ise “Plan güzel ama önce karşı taraf neden bunu yaptı?” diye sorabilir. İnsan ilişkilerini okuyarak sorunun görünmeyen tarafını yakalayabilir.
Burada iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildir.
Biri “Nasıl çözeriz?” diye sorarken diğeri “Neden bu noktaya geldik?” diye sorar.
Asıl komik olan ise meddahın muhtemelen ikisini de aynı anda oynayabilmesidir.
Bir karakter diğerine:
“Sen hiç insanları düşünmez misin?”
diye çıkışır.
Meddah hemen ses değiştirir:
“Düşünürüm efendim, ama önce şu borcu kim ödeyecek onu düşünelim!”
Seyirci güler.
Çünkü iyi mizah, kadınları veya erkekleri tek bir özelliğe hapsetmekten değil, insanların farklı durumlarda farklı davranabildiğini göstermekten doğar.
Üstelik meddahın dünyası bunun için son derece elverişliydi. Akademik değerlendirmelerde de meddah hikâyelerinin zengin içeriğe sahip olduğu, zaman içinde hem konularının hem icra ortamlarının hem de seyircinin beklentilerinin değiştiği vurgulanıyor.
Meddah ile Bugünün Stand-Up Kültürü Arasında Bir Bağ Var mı?
Bence kesinlikle var.
Elbette “Meddah = stand-up komedyen” demek doğru olmaz. Tarihsel, kültürel ve biçimsel açıdan aralarında önemli farklar var. Ancak ikisinin ortak noktası, anlatıcının seyirciyle doğrudan ilişki kurmasıdır.
Meddah hikâyeyi anlatırken seyirciyi yok saymaz.
Stand-up sanatçısı da seyirciyi yok sayamaz.
İkisi de salondaki havayı okumak zorundadır.
Seyirci gülmüyorsa ne olacak?
Meddah başka bir taklit yapabilir.
Stand-up sanatçısı başka bir espri deneyebilir.
Seyirci bir karakteri sevmişse?
Meddah o karakteri hikâyede daha fazla yaşatabilir.
İşte bu nedenle akademik araştırmalarda modern dönemde meddahlığın stand-up gösterileriyle ilişkilendirildiğini görmek şaşırtıcı değildir. Araştırmalarda teknolojik ve toplumsal değişimlerle birlikte geleneksel meddahlığın eski canlılığını kaybettiği, bunun yerine tek kişilik modern gösterilerin ortaya çıktığı belirtiliyor.
Bugün telefon kamerasının karşısına geçip beş farklı karakteri tek başına canlandıran bir içerik üreticisi gördüğümüzde aslında çok eski bir anlatıcılık refleksinin modern biçimini izliyor olabiliriz.
Sadece onun omzunda mendil yok.
Bir de baston yerine tripod var.
Meddahın Asıl Gücü: İnsanları Dinlemek
Meddahlığı yalnızca konuşma sanatı olarak görmek eksik olur.
Bence işin en zor kısmı dinlemekti.
Çünkü iyi bir hikâye anlatıcısı, önce insanları gözlemlemek zorundadır.
Kahvede oturan iki arkadaşın konuşması…
Pazarda pazarlık yapan bir müşteri…
Mahallede sürekli şikâyet eden komşu…
Her konuda fikri olan amca…
Hiç konuşmayan ama her şeyi fark eden kadın…
Çocuğuna kızarken aslında endişesini saklayan baba…
Bunların hepsi meddah için karakter malzemesiydi.
Bugün de iyi komedi büyük ölçüde aynı yerden çıkıyor: İnsanların çelişkilerinden.
İnsan hem çok cesur olup hem küçük bir şeyden korkabilir.
Hem çok mantıklı olup hem aşkta saçma kararlar verebilir.
Hem arkadaşına “Boş ver, takma kafana” deyip gece boyunca onun sorununu düşünebilir.
İşte meddah tam da bu çelişkileri yakalıyordu.
Peki Son Meddah Gerçekten Son Muydu?
Asıl düşündürücü soru belki de bu.
“Son meddah kim?” diye sormak yerine “Meddahın yaptığı işi bugün kim yapıyor?” diye sorsak daha ilginç bir sonuçla karşılaşabiliriz.
Çünkü meddahlık bir kişiden ibaret değildi.
Bir yöntemdi.
Bir anlatma biçimiydi.
Bir gözlem biçimiydi.
Bir mizah anlayışıydı.
Erol Günaydın’ın bu geleneğin modern dönemdeki önemli temsilcilerinden biri olarak anılması bu yüzden anlamlıdır. Fakat meddahlığın bütün özelliklerinin bir anda sona erdiğini söylemek de doğru olmaz. Geleneksel biçim zayıflarken anlatıcılık farklı mecralara taşındı.
Bugün YouTube'da tek kişinin farklı karakterleri canlandırdığı videolar var.
Podcastlerde tek anlatıcılar var.
Stand-up gösterileri var.
Sosyal medyada hikâye anlatan insanlar var.
Sahneye tek başına çıkıp onlarca karakteri canlandıran tiyatrocular var.
Bunların hiçbirini doğrudan “meddah” diye etiketlemek tarihsel açıdan doğru olmayabilir. Fakat anlatıcının seyirciyle kurduğu doğrudan ilişki bakımından ortak bir damar olduğunu inkâr etmek de zor.
Meddahlık Neden Kayboldu?
Tek bir nedeni yok.
Şehir hayatının değişmesi, sinema ve televizyonun yaygınlaşması, tiyatro anlayışının dönüşmesi, kahvehane kültürünün farklılaşması ve yeni eğlence biçimlerinin ortaya çıkması bu dönüşümde etkili oldu. Akademik araştırmalar da teknolojik ve toplumsal değişmelerin geleneksel tiyatro türlerinin toplum içindeki canlılığını azalttığını belirtiyor.
Eskiden bir hikâye anlatıcısı için toplanan insanlar bugün aynı anda yüzlerce farklı eğlence seçeneğine sahip.
Bir insan sıkıldığında artık “Meddah gelsin de hikâye anlatsın” demiyor.
Telefonunu çıkarıyor.
Ve algoritma ona 17 saniyelik bir video gönderiyor.
Meddahın 17 saniyede hikâyeye giriş yapması bile muhtemelen başlı başına bir sanat olurdu.
Sonuç: Son Meddah Kimdi?
Sorunun tek ve tartışmasız bir cevabı olduğunu söylemek yerine, kavramı doğru yere oturtmak gerekiyor.
İsmail Hakkı Dümbüllü, geleneksel Türk tiyatrosunun özellikle ortaoyunu ve tuluat alanındaki son büyük ustalarından biri olarak anılır ve bazı eğitim kaynaklarında doğrudan geleneksel tiyatronun “son temsilcisi” şeklinde belirtilir.
Erol Günaydın ise meddah geleneğini modern tiyatro ortamında sürdüren ve Anadolu Ajansı tarafından “Türk tiyatrosunun son meddahı” olarak nitelenen önemli bir sanatçıdır.
Dolayısıyla “En son meddah kimdir?” sorusuna en sağlıklı cevap:
Erol Günaydın, modern dönemde meddahlık geleneğinin son güçlü temsilcilerinden biri; İsmail Dümbüllü ise geleneksel Türk tiyatrosunun son büyük ustalarından biridir. “Son meddah” ifadesi ise kullanılan tanıma ve kaynağa göre iki isim arasında farklı biçimde kullanılabilmektedir.
Ama bence asıl mesele isimden daha büyük.
Bir toplumun hikâye anlatıcısı kaybolduğunda yalnızca bir sanatçı kaybolmaz. İnsanların birbirini dinleme biçimi de değişir.
Meddah bize bugün oldukça basit görünen ama aslında çok zor bir şeyi hatırlatıyor:
Bir insanı gerçekten anlatabilmek için önce onu gerçekten görmek gerekir.
Belki de günümüzün en büyük meddah sorunu budur.
Herkes konuşuyor.
Herkes yayın yapıyor.
Herkes yorum yapıyor.
Ama kim gerçekten dinliyor?
Belki son meddahın hikâyesini bitirirken sormamız gereken soru da tam olarak budur.
Sonucu Daha Kesin Formüle Et
Tekrarlanan Paragrafları Sıkılaştır
Oysa gerçek hayat böyle çalışmıyor.
Bir meddah hikâyesini bugün yeniden yazdığımızı düşünelim.
Bir erkek karakter olayın ortasında “Bunun bir planı olmalı” diyebilir. Harita çıkarır, borç hesabı yapar, kaçış yolu bulur. Tam anlamıyla çözüm odaklıdır.
Aynı hikâyedeki kadın karakter ise “Plan güzel ama önce karşı taraf neden bunu yaptı?” diye sorabilir. İnsan ilişkilerini okuyarak sorunun görünmeyen tarafını yakalayabilir.
Burada iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildir.
Biri “Nasıl çözeriz?” diye sorarken diğeri “Neden bu noktaya geldik?” diye sorar.
Asıl komik olan ise meddahın muhtemelen ikisini de aynı anda oynayabilmesidir.
Bir karakter diğerine:
“Sen hiç insanları düşünmez misin?”
diye çıkışır.
Meddah hemen ses değiştirir:
“Düşünürüm efendim, ama önce şu borcu kim ödeyecek onu düşünelim!”
Seyirci güler.
Çünkü iyi mizah, kadınları veya erkekleri tek bir özelliğe hapsetmekten değil, insanların farklı durumlarda farklı davranabildiğini göstermekten doğar.
Üstelik meddahın dünyası bunun için son derece elverişliydi. Akademik değerlendirmelerde de meddah hikâyelerinin zengin içeriğe sahip olduğu, zaman içinde hem konularının hem icra ortamlarının hem de seyircinin beklentilerinin değiştiği vurgulanıyor.
Meddah ile Bugünün Stand-Up Kültürü Arasında Bir Bağ Var mı?
Bence kesinlikle var.
Elbette “Meddah = stand-up komedyen” demek doğru olmaz. Tarihsel, kültürel ve biçimsel açıdan aralarında önemli farklar var. Ancak ikisinin ortak noktası, anlatıcının seyirciyle doğrudan ilişki kurmasıdır.
Meddah hikâyeyi anlatırken seyirciyi yok saymaz.
Stand-up sanatçısı da seyirciyi yok sayamaz.
İkisi de salondaki havayı okumak zorundadır.
Seyirci gülmüyorsa ne olacak?
Meddah başka bir taklit yapabilir.
Stand-up sanatçısı başka bir espri deneyebilir.
Seyirci bir karakteri sevmişse?
Meddah o karakteri hikâyede daha fazla yaşatabilir.
İşte bu nedenle akademik araştırmalarda modern dönemde meddahlığın stand-up gösterileriyle ilişkilendirildiğini görmek şaşırtıcı değildir. Araştırmalarda teknolojik ve toplumsal değişimlerle birlikte geleneksel meddahlığın eski canlılığını kaybettiği, bunun yerine tek kişilik modern gösterilerin ortaya çıktığı belirtiliyor.
Bugün telefon kamerasının karşısına geçip beş farklı karakteri tek başına canlandıran bir içerik üreticisi gördüğümüzde aslında çok eski bir anlatıcılık refleksinin modern biçimini izliyor olabiliriz.
Sadece onun omzunda mendil yok.
Bir de baston yerine tripod var.
Meddahın Asıl Gücü: İnsanları Dinlemek
Meddahlığı yalnızca konuşma sanatı olarak görmek eksik olur.
Bence işin en zor kısmı dinlemekti.
Çünkü iyi bir hikâye anlatıcısı, önce insanları gözlemlemek zorundadır.
Kahvede oturan iki arkadaşın konuşması…
Pazarda pazarlık yapan bir müşteri…
Mahallede sürekli şikâyet eden komşu…
Her konuda fikri olan amca…
Hiç konuşmayan ama her şeyi fark eden kadın…
Çocuğuna kızarken aslında endişesini saklayan baba…
Bunların hepsi meddah için karakter malzemesiydi.
Bugün de iyi komedi büyük ölçüde aynı yerden çıkıyor: İnsanların çelişkilerinden.
İnsan hem çok cesur olup hem küçük bir şeyden korkabilir.
Hem çok mantıklı olup hem aşkta saçma kararlar verebilir.
Hem arkadaşına “Boş ver, takma kafana” deyip gece boyunca onun sorununu düşünebilir.
İşte meddah tam da bu çelişkileri yakalıyordu.
Peki Son Meddah Gerçekten Son Muydu?
Asıl düşündürücü soru belki de bu.
“Son meddah kim?” diye sormak yerine “Meddahın yaptığı işi bugün kim yapıyor?” diye sorsak daha ilginç bir sonuçla karşılaşabiliriz.
Çünkü meddahlık bir kişiden ibaret değildi.
Bir yöntemdi.
Bir anlatma biçimiydi.
Bir gözlem biçimiydi.
Bir mizah anlayışıydı.
Erol Günaydın’ın bu geleneğin modern dönemdeki önemli temsilcilerinden biri olarak anılması bu yüzden anlamlıdır. Fakat meddahlığın bütün özelliklerinin bir anda sona erdiğini söylemek de doğru olmaz. Geleneksel biçim zayıflarken anlatıcılık farklı mecralara taşındı.
Bugün YouTube'da tek kişinin farklı karakterleri canlandırdığı videolar var.
Podcastlerde tek anlatıcılar var.
Stand-up gösterileri var.
Sosyal medyada hikâye anlatan insanlar var.
Sahneye tek başına çıkıp onlarca karakteri canlandıran tiyatrocular var.
Bunların hiçbirini doğrudan “meddah” diye etiketlemek tarihsel açıdan doğru olmayabilir. Fakat anlatıcının seyirciyle kurduğu doğrudan ilişki bakımından ortak bir damar olduğunu inkâr etmek de zor.
Meddahlık Neden Kayboldu?
Tek bir nedeni yok.
Şehir hayatının değişmesi, sinema ve televizyonun yaygınlaşması, tiyatro anlayışının dönüşmesi, kahvehane kültürünün farklılaşması ve yeni eğlence biçimlerinin ortaya çıkması bu dönüşümde etkili oldu. Akademik araştırmalar da teknolojik ve toplumsal değişmelerin geleneksel tiyatro türlerinin toplum içindeki canlılığını azalttığını belirtiyor.
Eskiden bir hikâye anlatıcısı için toplanan insanlar bugün aynı anda yüzlerce farklı eğlence seçeneğine sahip.
Bir insan sıkıldığında artık “Meddah gelsin de hikâye anlatsın” demiyor.
Telefonunu çıkarıyor.
Ve algoritma ona 17 saniyelik bir video gönderiyor.
Meddahın 17 saniyede hikâyeye giriş yapması bile muhtemelen başlı başına bir sanat olurdu.
Sonuç: Son Meddah Kimdi?
Sorunun tek ve tartışmasız bir cevabı olduğunu söylemek yerine, kavramı doğru yere oturtmak gerekiyor.
İsmail Hakkı Dümbüllü, geleneksel Türk tiyatrosunun özellikle ortaoyunu ve tuluat alanındaki son büyük ustalarından biri olarak anılır ve bazı eğitim kaynaklarında doğrudan geleneksel tiyatronun “son temsilcisi” şeklinde belirtilir.
Erol Günaydın ise meddah geleneğini modern tiyatro ortamında sürdüren ve Anadolu Ajansı tarafından “Türk tiyatrosunun son meddahı” olarak nitelenen önemli bir sanatçıdır.
Dolayısıyla “En son meddah kimdir?” sorusuna en sağlıklı cevap:
Erol Günaydın, modern dönemde meddahlık geleneğinin son güçlü temsilcilerinden biri; İsmail Dümbüllü ise geleneksel Türk tiyatrosunun son büyük ustalarından biridir. “Son meddah” ifadesi ise kullanılan tanıma ve kaynağa göre iki isim arasında farklı biçimde kullanılabilmektedir.
Ama bence asıl mesele isimden daha büyük.
Bir toplumun hikâye anlatıcısı kaybolduğunda yalnızca bir sanatçı kaybolmaz. İnsanların birbirini dinleme biçimi de değişir.
Meddah bize bugün oldukça basit görünen ama aslında çok zor bir şeyi hatırlatıyor:
Bir insanı gerçekten anlatabilmek için önce onu gerçekten görmek gerekir.
Belki de günümüzün en büyük meddah sorunu budur.
Herkes konuşuyor.
Herkes yayın yapıyor.
Herkes yorum yapıyor.
Ama kim gerçekten dinliyor?
Belki son meddahın hikâyesini bitirirken sormamız gereken soru da tam olarak budur.
Sonucu Daha Kesin Formüle Et
Tekrarlanan Paragrafları Sıkılaştır